Join for FREE | Take the Tour Lost Password?

deviantART

 

september .12 .1980 Turkish coup d'état

Journal Entry: Sat Sep 12, 2009, 5:53 AM
:iconkomandante2005:


deviantart

12 e y l ü l




12 eylül darbecileri yargılansın







The 12 September 1980 Turkish coup d'état, headed by Chief of the General Staff General Kenan Evren, was the third coup d'etat in the history of the Republic after the 1960 coup and the 1971 "Coup by Memorandum..

The 1970s were marked by right-wing and left-wing armed conflicts — proxy wars between the United States and the Soviet Union, respectively.In order to create a pretext for a decisive intervention, the Turkish military allowed the conflicts to escalate;some say they actively adopted a strategy of tension.The violence abruptly stopped afterwards, and the coup was welcomed for restoring order.

For the next three years the Turkish Armed Forces ruled the country through the National Security Council, before democracy was restored.






12 Eylül 1980


kanatlarımı açtığım ilk günün lanet bakışları aklımda… Sus diyordu annem işaret parmağını dudaklarıma bastırarak sus diyordu ve kanatlarını çı plak omzundan sıyırıyordu…kanatlarımda ihtilal sancısı çare olmuyor hiçbir süngü...

kanıyordum nedensiz
ve sualsiz
sorgu desen öyle uzaktı ki
aklıma yenilmeliydim
yada yenilenmeli…
o gün bugündür uçamam
kötürüm oldum…
Dışarıda eylül sabahının sevimsizliği,
yeni yetme suskunluklar,
sokağın çaresiz teslimiyeti
herkes suspus olmuş
toprak damlı evimizin
telaşı bana dair…
birikmiş bakışların uğultusu…
susmak alnıma yazılmış
konuşsam
parçalanmış dudaklarım kanadıkça
yoksullaşacaktı evim…

eskidim... yaralarım ve tarihlerimin kanlı yaralarıda eskidi. Hangi marşın makamsızlığında unuttum boğazımdaki ipi sallandırmayı kızıla,ben yurtsuzluğumu özledim dedemin dizlerinden taburlar geçerken... ve bir sabah haki yeşiline sarılı buldum günlerimi oysa geçen akşamlar bir kadın teni kadar uysaldı... yoksunluklarımdan çıkma baharın son başı....


sustum bir eylül sabahı…
dışarıda kimsesiz sokaklar,
süngü ucu bekleyişler
kaldırım taşlarının dilsiz şahitliği,
kime sorsan
bakışında anlamsız kabulleniş,
olgunlaşmış vedalar
her yerde habersiz göç planları
ve yitirilen umutların
ölümün bitmesine dair bekleyişleri…
kalabalık çekilipde
yerine sükunetin gelmesi ile
başladı her güne bakışım…
ülkemin sokaklarını
gri bekleyiş hüzünleri sarmıştı.
ve bir anne daha
dilini bilmediği yirmilik bir delikanlıya
emanet ediyordu çocuğunu
dilinde zılgıtın o acı
o isyan dolu haykırışı,
ellerinde toprak kokusu
daha tükenmemişken
bir fidan dikiyordu gidenlerin anısına
ve dönmedi çoğu
fidanlar boy verdi
analar can…







Acılı bekleyişler doğururken analar ve kapıda beklerken emir kulu sabıkanın, doğmuşum...yeni yetme bir yalnızlık oluyormuş adım ve emziğim yağmursuz bir toprağa çakılan kurşun parçası... Ağlayamıyorum dilimde kuru özlemler...kaneviçesi olmayan bir evde siyasi bir şarkının en yasak sözü oluyorum...vurulacağını bile bile yasak ezgi oluyor ninnim...

Duvarlara kurşun delikleri asılmıştı
kanaviçe işlemelerin yerine
ve hep asılı kalmıştı orda
o yoğun sessizliklerde
anısı olur mu bir ölümün
darağacı haykırışından başka
bilmiyordu kimse cevabını
yalnız elleriyle
okşarken anımsıyordu
o kara yazgıyı…
Doğdum bir eylül sabahı
gün aklını yitirmişti
ve hükümsüz
yasak mevsimindeydi her yer…
eylül hüzünleri ağır olurdu
ve hüznün on ikinci günüydü…

Kimdi kimliksizliğim, dedemin bilmediği yurtlarda kurulmuş deniz kenarlarını yalayan, televizyonlar söylemişti ve söyleyememiştim dilimi yutmuşum doğarken...Eylül gelme, eylül gel eylül... yapraklarını dökmeden gel ki parmaklarımı emmesin şu soğuk ranzalar...

büyümek sonra
dilsiz...
stransız....
marşlarla büyümek
ve cebinde bilye yerine
vitrinleri taslamak için
biriktirdirğim sokak taşları.
sahi kimdi oyun arkadaşlarım dilsizliğimde?

doğdum sus dedi annem işaret parmağını dudaklarıma bastırarak…..sustum o gün bugün konuşamam….

serdar keskin





şafak türküsü

Beni burada arama anne
Kapıda adımı sorma
Saçlarına yıldız düşmüş
Koparma anne
Ağlama

Kaç zamandır yüzüm tıraşlı
Gözlerim şafak bekledim
Uzarken ellerim
Kulağım kirişte
Ölümü özledim anne
Yaşamak isterken delice

Bugün görüş günü
Günlerden salı
Islak
Sarı bir yağmur
Ülkemin neresine bakarsa ay
Orada yitik bir anne ağlıyor
Sen aralıyorsun yağmuru
Acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini
Sonra bir umut koşuyorsun
Yüreğin avcunda
ısırırken
çırpıntı gözlerini
(ah verebilseydim keşke
yüreği avcunda koşan
her bir anneye
tepeden tırnağa oğula
ve kıza kesmiş
bir ülkeyi armağan
koşma anne
birdenbire batacak olan
düş denizinde yarattığın umut sandalıdır
oysa benim için gece
ışık hızıyla koşan
kısa ve soğuk bir zamandır
bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak
uykusuz
yorgun
ve korkak...




beni burada arama anne
kapıda adımı sorma
saçlarına yıldız düşmüş
koparma anne
ağlama
kırıldıysa düş evinin kapısı
bütün kırık kapıların çağrılışıyım
kızların yanaklarında çukurlaşan
biten başlayan aşkların ortasındayım
her kavgada ölen benim
bayrak tutan çarpışan
her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni
özlem benim kavga benim aşk benim
bekle beni anne
bir sabah çıkagelirim

bir sabah anne bir sabah
acını sü pürmek için açtığında kapını
umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur
çam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar
o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak
öylece kalkar uykudan şalterler
dişleyip tükürmeden sigaralarını
türkü tadında giyinirken işçiler

bir sabah anne bir sabah
acını sü pürmek için açtığında kapını
adı başka sesi başka nice yaşıtım
koynunda çiçekler
çiçekler içinde bir ülke getirirler
başlarını koymak için yorgun dizine
sen hazır tut dizini anne
o mükemmel güne...

nevzat çelik




İşkenceci

işlemezdi ona
nehirlerin vurdumduymaz akıntısı
işlemezdi ona
yalvar yakar olmuş çocuk bakışları

o sevap bilmez katar katar işkencelerin
o gözyaşı tanımaz demir ölümlerin sahibi
ve sınır tanımaz sahibi kan nehirlerinin

birgün
hasta ruhlu bedeni kabulsüz toprağa düştü
ve o gün
odasında beslediği hamam böceklerine kaldı
küf kokan kefensiz ve kurşunlu cesedi

şimdi
devam ediyor yaşamaya hala
nesli tükenmez işkenceci karanlık yüreklerde
umuda ve sevgiye karşı
savaşıyor hala
'bu son çırpınışlar' diyerek
ve gülerek acılar içinde dizleri

erol yılmaz





The results of coup d'état

  • 650,000 people were detentions

  • 210 thousand cases were opened, 230 thousand people were tried

  • 7 thousand people were asked for the the supreme punishment

  • 517 people were given supreme punishment

  • 50 people were executed

  • 30 thousand people were dismissed because of inconvenient

  • 14 thousand people were removed from the citizenship

  • 30 thousand people went abroad as political refugees

  • 300 people died in a suspicious manner

  • 171 people died from the torture that was documented

  • 937 films were banned because of objectionable

  • 23 thousand 677 stopped the association's activities

  • 3 thousand 854 teachers, 120 university faculty members and 47 judge's jobs was terminated

  • Total 299 people died in prisons





  • hapishane şarkısı

    Göklerde kartal gibiydim
    Kanatlarımdan vuruldum
    Mor çiçekli dal gibiydim
    Bahar vaktinde kırıldım

    Yar olmadı bana devir
    Her günüm bir başka zehir
    Hapishanelerde demir
    Parmaklıklara sarıldım

    Coşkundum pınarlar gibi
    Sarhoştum rüzgarlar gibi
    İhtiyar çınarlar gibi
    Bir gün içinde devrildim

    Ekmeğim bahtımdan katı
    Bahtım düşmanımdan kötü
    Böyle kepaze hayatı
    Sürüklemekten yoruldum

    Kimseye soramadığım
    Doyunca saramadığım
    Görmesem duramadığım
    Nazlı yarimden ayrıldım.

    sabahattin ali





    hapishane şarkısı

    Başın öne eğilmesin
    Aldırma gönül, aldırma
    Ağladığın duyulmasın
    Aldırma gönül, aldırma...

    Dışarda deli dalgalar
    Gelir duvarları yalar
    Seni bu sesler oyalar
    Aldırma gönül, aldırma...

    Görmesen bile denizi
    Yukarıya çevir yüzü
    Deniz gibidir gökyüzü
    Aldırma gönül, aldırma...

    Dertlerin kalkınca şaha
    Bir küfür yolla Allaha...
    Görecek günler var daha
    Aldırma gönül, aldırma...

    Kurşun ata ata biter
    Yollar gide gide biter
    Ceza yata yata biter
    Aldırma gönül, aldırma...

    sabahattin ali





    gallery

    club

    blog

    css designs







































    o z g u r d e n i z



    This is a navigation menu with small fly out thumbnails courtesy of `thespook and slightly customised :D



























    o z g u r d e n i z



    s t o p






    • Mood: Hopeless

    Devious Comments

    love 0 0 joy 0 0 wow 0 0 mad 0 0 sad 0 0 fear 0 0 neutral 0 0
    :iconurania-f:
    Ne denir ki?
    :(:(

    --
    **görülemeyecek kadar ince ama silinemeyecek kadar derin bir...**
    :iconmatricaria72:

    "kağıdımız çaput bizim,
    kefenimiz bulut bizim,
    mesleğimiz umut bizim,
    kıranlara selam olsun ! "
    Ülkü Tamer

    :blackrose:

    bence de !!..ve ellerine sağlık..


    --


    ben gidiyorum
    bak senin artık bu kum masal
    içlerinde bütün o yalancı şatolar
    çok planlanmış incelikli geniş zamanlar..


    :iconkomandante2005:
    * yargılansınlar denebilir mesela..


    --
    k o k u n u i ç i m e ç e k t i ğ i m d e,
    y ü r e ğ i m d e
    e l l e r i n d o l a ş ı r...
    :iconkomandante2005:
    * rica ederim,çok güzel 1 çalışma..


    --
    k o k u n u i ç i m e ç e k t i ğ i m d e,
    y ü r e ğ i m d e
    e l l e r i n d o l a ş ı r...
    :icongaijin84:
    tekrar tesekkurler:)
    :iconkomandante2005:
    * teşekkür ederim..


    --
    k o k u n u i ç i m e ç e k t i ğ i m d e,
    y ü r e ğ i m d e
    e l l e r i n d o l a ş ı r...
    :iconkomandante2005:
    :blackrose:


    --
    k o k u n u i ç i m e ç e k t i ğ i m d e,
    y ü r e ğ i m d e
    e l l e r i n d o l a ş ı r...
    :iconurania-f:
    Tabi ki, o su götürmez bir gerçek fakat benim üzüldüğüm,onları şimdi ilah gibi sayı;p başüstüne koyuyorlar!!!

    --
    **görülemeyecek kadar ince ama silinemeyecek kadar derin bir...**

    Site Map