

The 12 September 1980 Turkish coup d'état, headed by Chief of the General Staff General Kenan Evren, was the third coup d'etat in the history of the Republic after the 1960 coup and the 1971 "Coup by Memorandum..
The 1970s were marked by right-wing and left-wing armed conflicts proxy wars between the United States and the Soviet Union, respectively.In order to create a pretext for a decisive intervention, the Turkish military allowed the conflicts to escalate;some say they actively adopted a strategy of tension.The violence abruptly stopped afterwards, and the coup was welcomed for restoring order.
For the next three years the Turkish Armed Forces ruled the country through the National Security Council, before democracy was restored.
12 Eylül 1980
kanatlarımı açtığım ilk günün lanet bakışları aklımda
Sus diyordu annem işaret parmağını dudaklarıma bastırarak sus diyordu ve kanatlarını çı plak omzundan sıyırıyordu
kanatlarımda ihtilal sancısı çare olmuyor hiçbir süngü...
kanıyordum nedensiz
ve sualsiz
sorgu desen öyle uzaktı ki
aklıma yenilmeliydim
yada yenilenmeli
o gün bugündür uçamam
kötürüm oldum
Dışarıda eylül sabahının sevimsizliği,
yeni yetme suskunluklar,
sokağın çaresiz teslimiyeti
herkes suspus olmuş
toprak damlı evimizin
telaşı bana dair
birikmiş bakışların uğultusu
susmak alnıma yazılmış
konuşsam
parçalanmış dudaklarım kanadıkça
yoksullaşacaktı evim
eskidim... yaralarım ve tarihlerimin kanlı yaralarıda eskidi. Hangi marşın makamsızlığında unuttum boğazımdaki ipi sallandırmayı kızıla,ben yurtsuzluğumu özledim dedemin dizlerinden taburlar geçerken... ve bir sabah haki yeşiline sarılı buldum günlerimi oysa geçen akşamlar bir kadın teni kadar uysaldı... yoksunluklarımdan çıkma baharın son başı....
sustum bir eylül sabahı
dışarıda kimsesiz sokaklar,
süngü ucu bekleyişler
kaldırım taşlarının dilsiz şahitliği,
kime sorsan
bakışında anlamsız kabulleniş,
olgunlaşmış vedalar
her yerde habersiz göç planları
ve yitirilen umutların
ölümün bitmesine dair bekleyişleri
kalabalık çekilipde
yerine sükunetin gelmesi ile
başladı her güne bakışım
ülkemin sokaklarını
gri bekleyiş hüzünleri sarmıştı.
ve bir anne daha
dilini bilmediği yirmilik bir delikanlıya
emanet ediyordu çocuğunu
dilinde zılgıtın o acı
o isyan dolu haykırışı,
ellerinde toprak kokusu
daha tükenmemişken
bir fidan dikiyordu gidenlerin anısına
ve dönmedi çoğu
fidanlar boy verdi
analar can

Acılı bekleyişler doğururken analar ve kapıda beklerken emir kulu sabıkanın, doğmuşum...yeni yetme bir yalnızlık oluyormuş adım ve emziğim yağmursuz bir toprağa çakılan kurşun parçası... Ağlayamıyorum dilimde kuru özlemler...kaneviçesi olmayan bir evde siyasi bir şarkının en yasak sözü oluyorum...vurulacağını bile bile yasak ezgi oluyor ninnim...
Duvarlara kurşun delikleri asılmıştı
kanaviçe işlemelerin yerine
ve hep asılı kalmıştı orda
o yoğun sessizliklerde
anısı olur mu bir ölümün
darağacı haykırışından başka
bilmiyordu kimse cevabını
yalnız elleriyle
okşarken anımsıyordu
o kara yazgıyı
Doğdum bir eylül sabahı
gün aklını yitirmişti
ve hükümsüz
yasak mevsimindeydi her yer
eylül hüzünleri ağır olurdu
ve hüznün on ikinci günüydü
Kimdi kimliksizliğim, dedemin bilmediği yurtlarda kurulmuş deniz kenarlarını yalayan, televizyonlar söylemişti ve söyleyememiştim dilimi yutmuşum doğarken...Eylül gelme, eylül gel eylül... yapraklarını dökmeden gel ki parmaklarımı emmesin şu soğuk ranzalar...
büyümek sonra
dilsiz...
stransız....
marşlarla büyümek
ve cebinde bilye yerine
vitrinleri taslamak için
biriktirdirğim sokak taşları.
sahi kimdi oyun arkadaşlarım dilsizliğimde?
doğdum sus dedi annem işaret parmağını dudaklarıma bastırarak
..sustum o gün bugün konuşamam
.
serdar keskin

şafak türküsü
Beni burada arama anne
Kapıda adımı sorma
Saçlarına yıldız düşmüş
Koparma anne
Ağlama
Kaç zamandır yüzüm tıraşlı
Gözlerim şafak bekledim
Uzarken ellerim
Kulağım kirişte
Ölümü özledim anne
Yaşamak isterken delice
Bugün görüş günü
Günlerden salı
Islak
Sarı bir yağmur
Ülkemin neresine bakarsa ay
Orada yitik bir anne ağlıyor
Sen aralıyorsun yağmuru
Acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini
Sonra bir umut koşuyorsun
Yüreğin avcunda
ısırırken
çırpıntı gözlerini
(ah verebilseydim keşke
yüreği avcunda koşan
her bir anneye
tepeden tırnağa oğula
ve kıza kesmiş
bir ülkeyi armağan
koşma anne
birdenbire batacak olan
düş denizinde yarattığın umut sandalıdır
oysa benim için gece
ışık hızıyla koşan
kısa ve soğuk bir zamandır
bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak
uykusuz
yorgun
ve korkak...

beni burada arama anne
kapıda adımı sorma
saçlarına yıldız düşmüş
koparma anne
ağlama
kırıldıysa düş evinin kapısı
bütün kırık kapıların çağrılışıyım
kızların yanaklarında çukurlaşan
biten başlayan aşkların ortasındayım
her kavgada ölen benim
bayrak tutan çarpışan
her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni
özlem benim kavga benim aşk benim
bekle beni anne
bir sabah çıkagelirim
bir sabah anne bir sabah
acını sü pürmek için açtığında kapını
umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur
çam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar
o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak
öylece kalkar uykudan şalterler
dişleyip tükürmeden sigaralarını
türkü tadında giyinirken işçiler
bir sabah anne bir sabah
acını sü pürmek için açtığında kapını
adı başka sesi başka nice yaşıtım
koynunda çiçekler
çiçekler içinde bir ülke getirirler
başlarını koymak için yorgun dizine
sen hazır tut dizini anne
o mükemmel güne...
nevzat çelik

İşkenceci
işlemezdi ona
nehirlerin vurdumduymaz akıntısı
işlemezdi ona
yalvar yakar olmuş çocuk bakışları
o sevap bilmez katar katar işkencelerin
o gözyaşı tanımaz demir ölümlerin sahibi
ve sınır tanımaz sahibi kan nehirlerinin
birgün
hasta ruhlu bedeni kabulsüz toprağa düştü
ve o gün
odasında beslediği hamam böceklerine kaldı
küf kokan kefensiz ve kurşunlu cesedi
şimdi
devam ediyor yaşamaya hala
nesli tükenmez işkenceci karanlık yüreklerde
umuda ve sevgiye karşı
savaşıyor hala
'bu son çırpınışlar' diyerek
ve gülerek acılar içinde dizleri
erol yılmaz

The results of coup d'état
650,000 people were detentions
210 thousand cases were opened, 230 thousand people were tried
7 thousand people were asked for the the supreme punishment
517 people were given supreme punishment
50 people were executed
30 thousand people were dismissed because of inconvenient
14 thousand people were removed from the citizenship
30 thousand people went abroad as political refugees
300 people died in a suspicious manner
171 people died from the torture that was documented
937 films were banned because of objectionable
23 thousand 677 stopped the association's activities
3 thousand 854 teachers, 120 university faculty members and 47 judge's jobs was terminated
Total 299 people died in prisons

hapishane şarkısı
Göklerde kartal gibiydim
Kanatlarımdan vuruldum
Mor çiçekli dal gibiydim
Bahar vaktinde kırıldım
Yar olmadı bana devir
Her günüm bir başka zehir
Hapishanelerde demir
Parmaklıklara sarıldım
Coşkundum pınarlar gibi
Sarhoştum rüzgarlar gibi
İhtiyar çınarlar gibi
Bir gün içinde devrildim
Ekmeğim bahtımdan katı
Bahtım düşmanımdan kötü
Böyle kepaze hayatı
Sürüklemekten yoruldum
Kimseye soramadığım
Doyunca saramadığım
Görmesem duramadığım
Nazlı yarimden ayrıldım.
sabahattin ali

hapishane şarkısı
Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül, aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül, aldırma...
Dışarda deli dalgalar
Gelir duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül, aldırma...
Görmesen bile denizi
Yukarıya çevir yüzü
Deniz gibidir gökyüzü
Aldırma gönül, aldırma...
Dertlerin kalkınca şaha
Bir küfür yolla Allaha...
Görecek günler var daha
Aldırma gönül, aldırma...
Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter
Ceza yata yata biter
Aldırma gönül, aldırma...
sabahattin ali
self
This is a navigation menu with small fly out thumbnails courtesy of `
thespook and slightly customised

Devious Comments
--
**görülemeyecek kadar ince ama silinemeyecek kadar derin bir...**
--
--
--
--
--
--
**görülemeyecek kadar ince ama silinemeyecek kadar derin bir...**
Previous Page1234Next Page